//
Ana Sayfa / ORTADOĞU / Adnani Halep hakkında ne demişti?

Adnani Halep hakkında ne demişti?

İD HABER / ÖZEL

30 Ağustos’ta ABD’nin El Bab’ta düzenlediği bir hava saldırısında yaşamını yitiren İslam Devleti’nin sözcüsü Ebu Muhammed el Adnani’nin Halep hakkındaki sözleri gündeme geldi.

Adnani, 2014’ün Ocak ayında yayınladığı “lider halkına yalan söylemez” başlıklı bir ses kaydında, muhalifleri uyarmış ve böyle devam etmeleri halinde ellerindeki tüm toprakları kaybedeceklerini söylemişti.

Hatırlanacağı üzere, 2013’ün sonunda Halep, İdlip ve Deyr ez Zor’da rejime 16 noktada saldırı yapan İslam Devleti savaşçılarına ÖSO, Ahraruş Şam ve El Nusra (ŞFC) tarafından toplu saldırılar yapılmış ve 800 dolayında muhacir öldürülmüştü.

2013’te Suriye’de birçok bölgeyi ellerinde tutan muhaliflerin kontrolünde bugün sadece İdlip ve birkaç küçük ilçe kaldı. İslam Devleti ise 2013’te sadece Rakka ve Irak çöllerinde varlık gösterirken bugün, 34 ülkede faaliyet gösteren küresel bir yapıya dönüştü.

Açıklamanın linki: https://archive.org/liderhalkınayalansöylemez

Adnani’nin muhaliflere ve kendilerine duası:

2011’de Irak çöllerindeki savaşçılarına seslenişi:

Ocak 2014’teki açıklamasının tercümesi:

Bismillahirrahmanirrahim

Güç ve kudret sahibi Allah hamdolsun, salat ve selam da alemlere
rahmet olarak kılıçla gönderilenin üzerine olsun. Ve sonra:

Allahu Teala’ya ümmetimizi cihat nimetiyle nimetlendirdiği için
hamdediyoruz. Bizlere kapılarını sonuna kadar açtı ve her mekanda
kolaylaştırdı. Özellikle de Irak ve Şam’da. Bu Allahu Teala’nın kullarına
büyük nimetlerinden biridir. Onun kadrini, kıymetini ancak kaybeden
bilir. Düne kadar Müslüman, aylar hatta senelerce cihad hayalleriyle
yaşar, gidebilmek için tağutların hükmü altında çökerek; kafası karışmış,
şaşkın, aciz, istekli bir şekilde yol arardı. Geceleri Mevlası’nın huzurunda
kendisine bir cihad kapısı açması için dua edip umarak ağlamaktan
başka yapabileceği bir şey yoktu. Ancak bugün: Allah’ın lütfü ve
insanıyla cihad Irak ve Şam’da tüm Müslümanların kapısında olmuş
oldu. Yeryüzündeki tüm müminler için erişilebilir hale geldi. Ancak
Allah’ın dilemesi hariç, (biri hakkında aksini dilemesi hariç). Öyle ki
tağutları endişe ve ürküntü, Müslümanlarıysa sevinç ve emel kapladı.
Sevdiğimiz ve nefret ettiğimiz her şey için Allah’a hamdolsun.

Barış putu kırıldı. Barışçıl’ın ayıbı ortaya çıktı. Cihad kıyamete kadar
sürecek. Irak’ta cihad büyük bir yol aldı. İşte maskeler düşüyor. İşte
gerçekler ortaya çıkıyor. Saflar neredeyse birbirinden ayrışıyor. Yazıklar
olsun sana Amerika! Yazıklar olsun size Yahudiler!

Şam’da ise yol henüz başında. Fitne ateşi yakıldı. Kara; kapkara fitneler
bekliyor. Bazısı bazısını hazırlıyor. Fitne geliyor ve mümin: Bu beni yok
edici şey der. Sonra (fitnenin hakikati) ortaya çıkar. Sonra bir başka fitne
gelir ve mümin: İşte bu işte bu, der.

Karanlık, çukur, labirent, sis, sırtlanlar, kurtlar, alçaklar ve köpekler…
‘Elif Lam Mim. İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan
bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun biz onlardan öncekileri de
imtihan ettik. Allah elbette doğruları da bilecek ve elbette yalancıları da
bilecektir (ortaya çıkaracaktır).’ (Ankebut 1-2-3). Andolsun, biz sizden
mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya)
kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.’ (Muhammed Suresi,

31).

Ancak yine de sevin ey ümmetim! Zira Allahu Teala Şam ve halkı için
teminat verdi. Daima Allah’a hamdolsun.

Değerli ümmetimiz: Bugün düşmanların Şam’da cihada karşı, 10 yıl önce
Irak’ta kurdukları tuzağın aynısını kuruyorlar. Mücahitler bu tuzağı o
vakit farketti ve bu konuda uyardı. Bugüne kadar da uyarmaya devam
etmektedir. Irak ve Şam’daki Sünni halk bilin ki Amerika ve Haçlı
müttefikleri, onların ardından da tüm küfür milletleriyle birlikte
Yahudiler asla İslam ve halkının izzet bulacağı, şirk ve ehlinin
alçaltılacağı, kendisiyle Halifeliğin geri döndürüleceği, İslam ve
Müslümanların yeniden dünyayı yöneteceği bir İslam devletinin
kurulmasından razı olmayacak. Dikenleri elle toplamak onlar için
devletin kurulmasından daha hafiftir. Küfür milletleri buna ellerinden
geldiği ölçüde asla izin vermeyecek.

Buna binaen: Bir Müslüman, İslam devletinin kafatasları, vücut parçaları
ve temiz kanlar üzerine kurulmasından başka bir şey ümit etmesin. Öyle
ki kafir Batı, bu ümmetin hayatının (canlanmasının) evlatlarının kanıyla
olduğunu anladı ve direk çatışmadan kaçtılar. Hileye başvurdular.
Silahlar getirip kendilerinin kanı akmadan Müslümanları öldürdüler.
Barış çağrısında bulundular, barışçıla davet ettiler. Sahte demokrasi ve
özgürlük getirdiler. Savaşlarında vekiller edindiler.

İslam Ümmeti! Ey değerli ümmetim!

Daima çatışmanın hakikatini hatırlamamız gerekir. Savaşımız Yahudiler
ve Haçlılarla. Onları bizimle direk çatışmaya geri döndürmemiz gerek.

Amerika ve Yahudiler sizinle iki kozla savaşıyor. Eğer bu iki kart (koz)
yanarsa kendinizi arada bir temsilcileri olmaksızın Yahudi ve Haçlıların
karşısında bulacaksınız:

Birincisi: Müslüman yurtlarındaki tağut devletlere benzer sivil
demokratik devlet. İkincisi: ‘İslami’ olarak adlandırılan ve Harameyn’in
haini ve Al Selül (Suud ailesini kasdediyor) krallığına benzer ulusal
devlet. Amerika’yı, Yahudileri ve kafir Batı’yı korkutmayan, Nusayri ve
küfür milletlerinin güvende olduğu, şirk ve ehlinin küçük düşürülmediği
bir devlet. Sivil devlet, onlar için ikinciye nispeten öncelikli. İkinciye

Ey Irak ve Şam’daki Sünni halk!

ancak birincisi ellerinden düştüğü takdirde başvuruyorlar. Dikkatli ol ey
Irak halkı! İbret al ey Şam halkı!

Ey Irak ve Şam’daki Sünni halk!

Bugün Rafızilerle varmış olduğunuz nokta hakkında mücahitler sizi on yıl
önce uyarmıştı. Ebu Musab Ez Zerkavi -Allah ona rahmet etsin- Rafıziler
hakkında şöyle demişti: Çıkması zor bir dağ, pusuda bekleyen yılan,
kurnaz ve kötülük akrebi, gözetleyen düşman ve birikmiş zehir. Rafıziler,
İslam halkına karşı gizli bir savaş başlattı. O, Sünnilere karşı yakın ve
tehlikeli bir düşmandır. Her ne kadar Amerika ana düşman olsa da
Rafıziler’in tehlikesi daha büyük, Ümmete zararı Amerika’dan çok daha
fazla ve öldürücüdür/ Allah ona rahmet etsin şöyle de demişti:
“Düşmanın, ülkenizde sahte demokrasiyi uygulama planı konusunda
dikkatli olmalısınız. Bunu sizdeki kalan hayrı da ortadan kaldırmak için
yapmaktadır. Irak’ta iktidar dizginlerini Rafızilerin istedikleri gibi kontrol
altına alması için kendilerine (Sünnilere) karşı savaşı
şiddetlendirmişlerdi, (sözü burada bitiyor, Allah ona rahmet etsin)

Bu fiilen oldu. Bu, ancak sözde ilim ehli olan birçoklarının susması ve
ihaneti ile gerçekleşmiştir. Öyle ki onlar sıradan Müslümanların
kafasında vela ve bera akidesini sulandırıp bozdular. Onlara Rafıziler
kardeşleriymiş, sevgili komşularıymış gibi gösterdiler. Ey Irak’taki
halkımız! Hain siyasetçilerinizin sözde siyasi süreçlerinde Rafızilere ortak
olmasından ne kazanç elde ettiniz? Pis bir Safevi ordu kurulmasından,
Şiilerin size karşı güç kazanmasından başka bir şey elde etmediniz. Öyle
ki hapishaneleri sizlerle doldurdular. Kan akıttılar, namusları kirlettiler.
Hala da ülkenin zenginlik ve kaynaklarını yağmalamaya devam
ediyorlar.

Rafıziler, size karşı her yerde savaş için omuz omuza verdiler, birbirlerini
desteklediler, sözleşip anlaştılar. Onların gerçek yüzünü Şam’da
gördünüz. Irak’ta da ortaya çıkmaya başladı. Yakında Safevi uçakların ve
tankların mahallelerinizi bombaladığını, evlerinizi bastığını göreceksiniz.
Rafızi militanların mallarınızı yağmaladığını, Sayda, Beyrut, Diyala ve
Bağdat yollarında evlatlarınızı öldürdüğünü, kadınlarınıza tecavüz
ettiğini göreceksiniz!

Ey Sünni halk!

Bu konuda sizi uyardık ve on yıldır uyarmaya da devam ediyoruz. Lider,
halkına yalan söylemez. Şam, Humus buna en iyi tanıktır.

Ey Sünni halk! Bir sene önce Irak’ta barışçıl gösterilere çıktınız. O vakit
size Rafizilere karşı yumuşaklığın bir işe yaramayacağını, barışın fayda
etmeyeceğini haber vermiştik. Onların sizi silah taşımaya mecbur
bırakacaklarını söylemiştik. Lider halkına yalan söylemez. İşte
barışçıldaki ısrarınıza karşın silah taşıdınız. Gösteri meydanları için
verilen kör, yanıltıcı fetvalara, çağrılara, yöneticilerin destekçisi;
yerlerinden ayrılmadan sizi sırf makamlarını ve kürsülerini kaybetme
korkularından, lakaplarını ve paralarını koruma isteklerinden ötürü silah
bırakmaya, yere yatıp teslim olmaya çağıran uydu kanalları alimlerinin
bildiri ve yönlendirmelerine rağmen silah taşıdınız. Özellikle ahmak Nuri
Rafızilerin üzerine neyi çektiğini anladı ya da anlayacak ve ortamı
yatıştırmaya çalışacak.

Silahı istemeyerek ellerinize aldınız. Bu Allah’ın bir lütfudur. ‘Savaş,
hoşunuza gitmemekle birlikte üzerinize farz kılındı. Bir şeyden
hoşlanmadığınız halde o sizin iyiliğinize olabilir. Bir şeyi de sevdiğiniz
halde o sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz/ (Bakara

Sakın silahı bırakmayın. Eğer bu sefer silahı bırakırsanız Rafızilerin elinde
köleleşirsiniz. Bir daha da Allah’ın istemesi dışında doğrulamazsınız.
“Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin
silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınızdan ayrılmış
olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya
hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur.
Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir
azab hazırlamıştır/ (Nisa Suresi, 102).

Halkınıza yetişin ey Sünniler! Diyala, Telafar, Basra ve Bağdat’taki
halkınıza, namuslarınıza ve mallarınıza yetişin (onları koruyun). Rafıziler
bugün sizi oralarda kapmak istiyor. Sizi, Diyala, Basra ve Bağdat’taki
halkınızı tecrit etmek ve ortadan kaldırmak için Anbar, Salahaddin ve
Ninova’da meşgul etmek, savaşı buralarla sınırlı kılmak istiyor. Bunu da
sahvelerin kalıntılarını canlandırma, bu illeri etkinleştirip destekleme
dışında bir yolla yapamazlar. Rafızilerin Sünnilere karşı bakışının gerçeği

açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. O kadar ki artık bunu yaşlılar dahi
bilmektedir. Mücahitlerin on sene önce haykırdığı gerçek! “Bizim
uğrumuzda cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki
Allah iyilik edenlerle beraberdir.

Mücahitler, Rafızilerin İslam ve Müslümanları tehdit eden en tehlikeli
düşman, dinin direklerini yıkan bir kazma olduğunu farketti. İslam
Devleti her yerde Rafızilere karşı savaşı kendi üzerine aldı. Öyle ki
kapsamlı, müsahamanın ve önemsememenin söz konusu olmadığı bir
savaş. Ya Rafızileri hezimete uğratır, şerlerini İslam ve halkından
uzaklaştırırız ya da devletteki son askere kadar herkes ortadan kalkar.
Buna binaen diyoruz ki:

Birincisi: Rafızilerle savaşımız Irak’ta da Şam’da da Yemen’de de Arap
Yarımadasının kalanında da Horosan’da da birdir. O ya da bu mekan
arasında bir fark yok. Her kim onların yanında durur, onlarla ittifak eder
ya da destekler ya da az veya çok bir şeyle yardım ederse o da bizim
düşmanımızdır. Aralarında bizim için bir fark yoktur.

İkincisi: Irak’ta Sahvelerin kalıntıları eskiden de olduğu gibi şimdi de
Rafızilerin kalesi, ellerindeki sopası, ayaklarındaki ayakkabısı, Sünni
halkın sırtında zehirli bir hançer, Rafızilerin ve Haçlıların en iyi destekçisi
ve yardımcısıdır. Rafıziler, bu ihanet Sahveleri olmasa bir şey
başaramazdı. Rafızilerin bugünkü planı: Sünnileri Anbar ve
Salahaddin’de meşgul etmek, Bağdat’taki Sünnilerle başbaşa kalıp onları
öldürebilmek, esir almak, köleleştirmek, soymak, yağmalamak,
yurtlarından etmek için Sünnilerin Bağdat’a ilerlemelerini engellemek
adına bu Sahveleri yeniden canlandırıp toparlamak, polis ve askerlerden
köpeklerini harekete geçirmektir.

Buna binaen: İstisnasız olarak Sahve fertlerinden kalanların hepsini,
Sünniliğe mensup tüm siyasetçileri tevbe etmeye ve mücahitlere karşı
savaşmayı bıraktıklarını ilan etmeye, kindar Rafızilere destek ve
yardımdan uzaklaşmaya çağırıyoruz. Kim ele geçirilmeden önce bunu
yaparsa kendisine bizden eman vardır. Bundan önce ne yapmış olursa
olsun ona bir şey sormayacağız.

Aynı şekilde tüm polisleri, askerleri ve gerek gizli gerek aleni şekilde
Safevi birimlere katılanların hepsini de tevbe etmeye, silah ve
teçhizatlarını İslam Devleti’ne teslim etmeye çağırıyoruz. Kim bunu ele

geçmeden önce yaparsa kendisine bizden eman vardır. Ona, daha önce
kendisinden her ne sadır olmuşsa da bir şey sormayacağız.

Ancak kim ihanet, deyyusluk ve işbirlikçilik Sahvelerinde ya da orduda
veya süprüntü polis güçlerinde kalmakta ısrar ederse ve kim de onlarla
ittifak eder ve mücahitlere karşı savaşta kendilerine yardım ederse işte
onun kanı mubahtır. Bizim için kendisi, arananlar listesinin başında gelir.
İslam Devleti askerlerinin ve destekçilerinin uygun bir karşılık olarak
bunların kafalarını koparmaları, her yerde peşlerine düşüp kovalamaları,
içinden ailelerini ve çocuklarını çıkardıktan sonra evlerini yıkmaları ya da
yakmaları gerekir.

Üçüncüsü: Tüm illerdeki tüm Sünni aşiretleri evlatlarını, Safevi Ordu’da
ya da polis kuvvetlerinde veya da Sahvelerde göreve devam etmekten
veya katılmaktan uzaklaştırıp alıkoymaya, kim de bunda ısrar ederse
ondan beri olmaya, onu korumamaya, barındırmamaya ya da kanının
karşılığını istememeye çağırıyoruz. Rafızilerin müttefiklerinin,
ortaklarının ya da uşaklarının hedef alınması aşiretin hedef alınması
demek değildir. Dikkat et halkımız! Aptallarınız ve içinizdeki bazı
anormalleriniz sizleri sürüklemesin. Yoksa böylece bize karşı Rafızilerin
yardımcısı, onlara karşı önümüzde bir engel olursunuz. Asil ve gururlu
Sünni aşiretleri İslam Devleti’ne biat etmeye, Allah yolundaki
mücahitlerin etrafında toplanmaya, onları destekleyip benimsemeye
çağırıyoruz. Eğer bunu yaparsanız vallahi dünyaya sahip olursunuz,
yeryüzü size boyun eğer. “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.
Nitekim, Meryem oğlu İsa havarilere: ‘Allah’a (giden yolda) benim
yardımcılarım kimlerdir?’ demiş, havariler de: ‘Allah’ın yardımcıları biziz’
demişlerdi. Bunun üzerine İsrail oğullarından bir grup iman etmiş, bir
grup da inkar etmişti. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı
destekledik, böylece onlar üstün geldiler/ (Saff Suresi, 14).

Ey Sünni aşiretler! Cihad ve mücahitleri benimseyip hain siyasetçileri
terketmenizin, Allah’ın destekçileri olmanızın size ne zararı var?

Dördüncüsü: Irak ve Şam’daki İslam Devleti, Allah yolunda cihadı
isteyen muhacir ve ensardan tüm Müslümanlara seferberlik kapılarını
açıyor. Her mekandaki İslam gençleri haydi harekete geçin! Özellikle her
alandan yetenek sahiplerini ve hakimleri kasdediyoruz. İslam Devletinin
mahkemeleri açık. Her kim yargıçlıkta ehilse bu mahkemelere gelsin.

Çifte standart uygulamadan, kimseyi kayırmadan hakları sahiplerine
döndürsün, haksızlıkları gidersin, Allah’ın indirdiğiyle hükmetsin.
Devletin askerleri ve bireyleri buna ilk boyun eğenler olacaktır.

Haydi ey İslam’ın evlatları! Dünyanın ve ahiretin hayrına doğru harekete
geçin. Hayata yönelin. Öyle ki cihatsız bir hayat yok. “Ey iman edenler,
size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resûlü’ne
icabet edin/ (Enfal Suresi, 24).

Yol kesilmeden cihada!

Ey Irak’taki halkımız!

Demokrasi oyunu bitti. Ulusal ortaklık entrikası geçersiz kılındı. Sivil
devlet kartı yandı. ‘İslami’ olarak isimlendirilen Ulusal devlet
projesinden sakının, dikkat edin. Mücahitlerin onca kurban, onca
şehitler verdikten sonra susacaklarını ya da Allah’ın şeriatının hakim
kılınmasından başka bir şeyi kabul edeceklerini sanmayın. Sakın ola ki
Al-i Selül ve alimleri sizleri ‘ılımlılık’ “orta yolluluk’ gibi sahte, göz alıcı
sloganlar altında ulusal projelerine sokmasın.

Sadece Allah’ın lütfuyla Haçlılara, Rafızilere, Sahvelerden uşaklarına ve
köpeklerine, ordu ve polise karşı on sene savaştık. Allah’ın lütfuyla
ancak güvenimiz, kararlılığımız, azmimiz ve eğilmezliğimiz arttı. Daha
başka onlarca yıl savaşmamız da tüm dünya bir kez daha bize karşı
toplansa da bize Allah’ın izniyle bir zarar verecek ya da inancımızı
kaybetmemize yol açacak değildir. Bizler bugün karşı koyabilmek için
daha çok güç sahibiyiz ve Allah’ın lütfuyla (düşmana) daha dengiz. Bu,
mücahitlere karşı savaşta ısrar eden Sahvelere, orduya, polislere ve
siyasetçilere yeni bir davettir. Diyoruz ki: Küstahlık ve inadı bırakın ki
elleriniz Rafızilerin ellerini tutmaya devam etmesin. Rabbinize tevbe
edip dönmenizin, dünyanızda muzaffer olup ahiretinizde esenlik içinde
olmanızın size ne zararı var? Rafızilerin sizi hakir görmesinden
usanmadınız mı? Dininizin izzeti ve halkınızın onuruna özlem duymuyor
musunuz? Halkınıza ve aşiretlerinize dönün. Öyle ki onlar sizi attılar.
Onların sizi davetlerinin sahteliği ortaya çıktı. Mücahitlerin cennetinden
Rafızilerin cehennemine kaçmayın. Dönün. Eğer tevbe eder ve
dönerseniz bizler sizin ehliniziz. Rafıziler sizin düşmanınız. Bunu iyi bir
şekilde anladınız. Silahlarınızı onlara çevirin. Dönün ve kendinizi iki
düşman arasında kılmayın ki mücahitlerin çekiciyle Rafızilerin örsü

arasında kalmayın. Halkınıza dönün, Rabbinize dönün ki böylece
evleriniz korunsun: “(Tarafımdan) şöyle söyle: ‘Ey kendi aleyhlerine
aşırıya giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz
Allah bütün günâhları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcı, çok merhamet
sahibidir. Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip dönün ve
O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez/ (Zümer Suresi, 53, 54).
Dönün, serbestsiniz. Dönün! Bizler size vadettiğimiz gibi döndük.
Allah’ın izniyle, elimizden giden bölgelerin hepsine ve daha fazlasına
dönüyoruz. İnşallah erkekliğin mekanı Anbar’a, kahramanlığın mekanı
Diyala’ya, muvahhidlerin mekanı Ninova’ya, değerli Salahaddin’e,
Allah’ın izniyle halifelik diyarı Bağdat’a, Sahabe ve tabiinin diyarı
Basra’ya, Allah’ın izniyle onur yurdu Felluce’ye, mücahitlerin
Fellucesi’ne, şehitlerin Fellucesi’ne dönüyoruz.

Ve ey Şam’daki halkımız! Irak sahasında olanlardan ibret alın. “Şüphesiz
bunda kalbi olan yahut kendini vererek kulak asan kimse için bir öğüt
vardır.’ (Kaf Suresi, 37).

Tarih tekerrür ediyor. Sahveler başlarını uzatıyor. Allah’ın lütfuyla
ölümlerine koştular.

Ey Şam Halkı!

Allah size teminat verdi. Sizlere Haçlıların, kafir Batı’nın gerçeğini,
Rafızilerin hakikatini gösterdi. Allah’tan başka sizi kurtaracak da
sığınacağınız da kimse yok.

Ey Şam halkı!

Sivil devlet çağrısı yapan herkes işbirlikçi, Yahudi ve Haçlıların ortağı,
yeni bir tağuttur. Mücahitlerin etrafında toplanın. Alemlerin Rabbinden
sonra sizin başka kimseniz yoktur.

Ey Şam Halkı!

Medya sizi aldatıp kandırmasın. Bizler sizlerin aranızdayız. Ancak
gözlerinizle gördükleriniz, ellerinizle hissettiklerinizle hükmedin. Vallahi
bu Irak komplosunun aynısı! Vallahi sivil devlet, ulusal proje ve
sahveler… Biz bunları da doğasını da bilip anladık. Dün Irak’ta koalisyon
ve ulusal bir konsey, siyasi parti ve bloklar, İslami bir ordu, bir

mücahitler ordusu, gruplar ve cemaatler… İşte şimdi bugün de aynı
önder, destekçi ve finansörler hatta aynı isimlerle (aynı komployu)
Şam’da tekrar döndürüyorlar.

Size gelince Ceyşu’l Mücahidini, Suriye Devrimciler Cephesi’ni bilenler!
Onları ortaya sürüp yardım edenler ya da (İslam bayrağını kaldıran
birliklerden dahi) onlarla bir olup tezgah altından ya da perde
arkasından savaşanlar ya da onlara göz yumup susanlar!

Kim sizi onlar konusunda aldattı? Sizi kim bu açmaza soktu da
mücahitlere karşı savaşa giriyor, muvahhidlere ihanet ediyorsunuz?
Başınıza ne geldi de ensarı kışkırtıp muhacirlere saldırıyorsunuz?
Dinleriyle kaçmış, vatanlarından hicret etmiş, ailelerini ve akrabalarını
terketmiş, sizin namuslarınızı korumaya gelmişler. Sizin için canlarını
kanlarını ortaya koymuş, ulusalcılığı inkar ederek, milliyetçilikten
kendilerini temize çıkararak, kardeşleriniz olarak size koşmuş
mücahitleri siz böyle mi mükafatlandırıyorsunuz?

Sizi kim kandırdı? Alemlerin Rabbi’nin askerlerine saldırmak,
Nusayrilerin, Yahudilerin ve Haçlıların müttefiki ve yardımcısı olmak için
seni kim kandırdı ey zavallı?

Dinle! Sana acıyanın, senin için güvenilir bir nasihatçi olanın tavsiyesini
dinle!

Allah’ın huzuruna, düşmanın Ensar ve muhacirler olduğu halde mi
çıkmak istiyorsun? Namaz kılan muvahhid mücahitlerin kanlarına
susadıktan sonra Rabbinin rahmetini mi istiyorsun? Nereye gidiyorsun
ey çılgın? Rabbinin kitabı, peygamberinin sünneti senin için ne ifade
ediyor? Yoksa gözlerini şüpheler kaplayıp kulaklarını arzular mı tıkadı?

Allahu Teala şöyle buyuruyor: “Kim bir mü’mini kasıtlı olarak öldürürse
onun cezası içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gadap
etmiş, onu lanetlemiş ve kendisi için büyük bir azap hazırlamıştır/ (Nisa
Suresi, 93).

Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: ‘Müslümana küfretmek
fasıklıktır. Müslüman’ı öldürmek de küfürdür/ Ayrıca şöyle
buyurmuştur: “İnsanın ilk (çürüyüp) kokacak olan yeri karnıdır. Öyleyse,
kim, karnına temiz olandan başka bir şey girdirmemeye gücü yeterse

mutlaka bunu yapsın! Kim de cennetle arasını, dökeceği bir avuç kanın
ayırmamasını sağlayabilirse yapsın/

Mücahit senin boynuna sarılıp: Ey Rabbim bu beni neden öldürmüş sor,
dediğinde ne yapacaksın?

“Çünkü o kafirdi’ mi diyeceksin? Vallahi biz kafir değiliz.

Haricilerdi mi diyeceksin? Vallahi biz harici değiliz.

Ya Rabbim sor beni neden öldürmüş, dediğinde ne cevap vereceksin?
Rabbine “anlamını bile bilmediğim sivil, küfrî bir devletin kurulması için
muhacir mücahidi öldürdüm mü diyeceksin?

Anla ey zavallı! Savaşmadan, efendilerin seni zor duruma düşürmeden
önce idrak et!

Öğren! Sivil devletle İslami devlet arasındaki farkı öğren! Öğren ey
zavallı! Hariciler kim öğren! Mücahitleri öldürmeden önce haricileri nasıl
bilebilirsin öğren! Eğer Allah’ın kitabından ve Allah Resulü’nün
sünnetinden öğüt almazsan Irak’ta senden öncekilerin başına
gelenlerden ders çıkar. Sor! Mücahitlere düşmanlık yapanlara sor! Bak!
Onların hepsini şu üç halden bir şekilde bulacaksın: Ya toprağın
altındadır ya Rafızilerin elinde hakir, alçak, köleleşmiş; ailesi ve halkı
tarafından dışlanmıştır veya da kovulmuş kaçaktır, her günü korkuyla
geçer.

Ey mücahitlere karşı savaşa katılanlar!

Bize zarar verdiniz diye korkaklık, hainlik gururuna kapılmayın. Zira bizi
arkadan bıçakladınız. Karargahlarımızda ancak bazı nöbetçiler
bulunuyordu. Eğer siz cesur olsaydınız bizi önceden uyarırdınız. Ancak
Sahvelerin huyu ve adeti!

Ey mücahitlere karşı savaşa katılanlar tevbe edin. Tevbe ederseniz
bizden güvenlik, af, bağışlama ve iyilik görürsünüz. Aksi takdirde ise bilin
ki bizim Irak’ta ordularımız Şam’da da ordumuz vardır. Bu ordular aç
aslanlardan oluşmaktadır. Onların içeceği kan, dostları ise vücut
parçalarıdır. Onlar içtikleri şeyler arasından Sahvelerin kanından daha
lezzetli bir şey bulamamıştır.

Vallahi onları biner biner süreceğiz. Sonra vallahi sizden geriye ne bir şey
koyacağız ne de bırakacağız! Sizi ders alanlar için ibret kılacağız. Siz ve
sizin tuttuğunuz yolu tutanlar! İşi başına döndüreceğiz! Ben size bir
uyarıcıyım.

Bu mesaj Allah’ın şeriatını hakim kılmaya çalışan tüm mücahit birliklere!
Komutan ve asker olmak üzere tüm kardeşlerimize:

Vallahi bu, ümmetin savaşıdır. Vallahi siz gerçeği biliyorsunuz. Komplocu
grupları ve bağlarını biliyorsunuz. Öyleyse onlara karşı net, ancak Allah’ı
razı edeceğiniz bir duruş sergileyin. Eğer bunu yapmazsanız Allah’ın
huzurunda sizinle tartışacağız. Zalimin elini çekin. Gemi delinmesin
yoksa siz de biz de; hepimiz batarız. Vallahi bizler hepimiz göklerin, yerin
ve dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emaneti yüklendik. Eğer aramızı
açacak, iman kardeşliğini unutturacaksa örgütlerin kökü kurusun,
cemaatlerin kökü kurusun, makamların, liderliklerin kökü kurusun. Eğer
emaneti zayi eder, ümmeti ümmetin savaşında yüzüstü bırakırsak
bizlere yazıklar olsun. Medyaya kanmayın, Sahvelerin yumuşak sözlerine
aldanmayın.

Zalimin elini çekin. Yoksa acı ve pişmanlıktan parmaklarınızı
ısıracaksınız.

Bu da Şam’daki İslam Devleti saflarına katılmayan tüm muhacirlere
çağrı:
Tedbirinizi alın. Sahveler o ya da bu muhacir arasında ayırım yapmaz.
Eğer devletin saflarına katılırsanız bu sizin için hayırlı olur. Bir gruba tabi
olmanızın sizden ellerini çekmelerine yeteceğini sanmayın. Bir süre sizi
sizi istisna kılsalar dahi ki bunu da sanmıyorum; Sahvelerin
düşmanlığının mücahitlerin geneline olduğunu siz biliyorsunuz. En kötü
düşmanları da muhacirlerdir.

Bu da tebliğ emanetini üstlenen alimlere;

Bizleri size nasihat vermeye ehil görmeseniz de bunu bizden dinleyin:
Gören duyan gibi değildir. Haberi alan bizzat görüp tanık olan gibi
değildir. Bazılarınız önceden mahkum edip yalan mesajlar, yanıltıcı
aktarmalar sonucu fetva verdi. Dikkatli olun! Sizden bir söz ya da bazı

sözler çıkıp da bu söz nedeniyle kan akmasın! Sonra kıyamet günü bu
kan boynunuza dolanır. Hakkı ortaya koyan ya da Müslümanların
kanının akıtılmasını durduracak sözü gizlemeyin. Yoksa kıyamet günü bu
konuda sizinle tartışırız. Kendileri hakkında şöyle denenlerden olmayın:

“Hayrı bilirse gizlerler, şerri bilirse yayarlar, eğer bilmezlerse de yalan
atarlar/

Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a ve Kıyamet Günü’ne
inanıyorsa hayır konuşsun yahut sussun/

Ve size gelince Irak ve Şam’daki İslam Devleti askerleri!

Ey göz aydınları ve baş taçları! Ey umutsuzluk vaktindeki umut ışığı! Ey
adamlar arasındaki aslanlariEy dağların üstündeki dağlar! Sebatla ve
emin bir şekilde ilerleyin. Vallahi siz açık hak üzerinesiniz.

Ey Irak’ın askerleri!

Uzun zamandır tohumları ektiniz, hasad vakti yaklaştı. Sabredin. Ufukta
zafer görünüyor. Savaşı kızıştırın, düşmanı engelleyin, kutsal yerleri
koruyun, hüznü bırakın.

Hapishaneler… Hapishaneler… Hapishaneler… Hapishaneler… Eğer
esirleri kurtarmakta tembellik gösterir ve bu işe kayıtsız kalırsanız
başarılı olamazsınız.

Sahveler… Sahveler! Tevbelere yönelin. Sonra (kendinizi) iyice
temizleyin. Bilin ki devlet, kim işbirlikçilik ve hainlik soyundan gelme
hain Ahmed Ebu Rişe’nin kafasını koparırsa ona mükafaat veriyor.
Bölgelere girdiğinizde sıcaklık ve yumuşaklık, af ve bağışlanma
bulacaksınız. Kavminizse bilmiyor…

Ey Şam’daki devletin askerleri:

Allahu Teala’dan inşallah lafta değil gerçekte sevgili peygamberiniz
Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendileri hakkında “Onları
yalnız bırakanlar veya kendilerine muhalefet edenler onlara zarar
veremezler’ buyurduğu kimselerden olmanızı niyaz ediyorum. Lafta
değil gerçekte diyorum. Çünkü on senedir bu mübarek bayrağın Allahu
Teala tarafından ancak yardım, destek ve teyid gördüğünü gördük. Belki
sizler de bunu bizzat hissettiniz. Bu bayrağın altına girmenle birlikte

Allahu Teala hemen kalbine huzur, izzet, sebat ve cesaret koyuyor.
İnsanların kalbine de senin sevgini ve heybetini yerleştiriyor.
Düşmanlarının kalplerine de korku salıyor.

Cihad bize şunu öğretti: Başımıza bir sıkıntı gelmesin ki o sıkıntı mutlaka
ihsana dönüşür. Sabırlı mücahit bu sıkıntıdan daha sert ve kararlı, daha
azimli ve daha metanetli çıkıyor.

Ey Şam’ın askerleri!

Muhammed’in (s. a. s.) Rabbi’ne yemin olsun ki bunlar Sahveler!

Muhammed’in (s. a. s.) Rabbi’ne yemin olsun ki bunlar Sahveler!

Bizim hiçbir şüphemiz yok bizim için hiçbir müphemlik söz konusu değil.
Bizler bu Sahvelerin çıkacağını tahmin ediyor, bunda şüphe etmiyorduk.
Çünkü bu, Ebu Bekir Sıddık (r.a.) zamanından bu yana cihadın kanunu.
Ancak bu Sahveler bizi şaşırtıp vaktinden önce çıkmakta pek acele etti.
Bu belki de münafığının müminine galip gelemeyeceği Şam’ın
bereketlerindendir. Sakın onlara karşı yumuşak olmayın.

Onlara karşı Sıddık’ın (r.a.) hamlesi gibi bir hamle yapın. Onları ezip yok
edin. Daha başından komplonun önünü alın. Allah’ın zaferinden emin
olun.

Size, bu savaşı planlamamış olmak, başlatmamış olmak yeter. Bu
Rabbani bir tertib. Bu gam inşallah ortadan kalkacak. Devletiniz inşallah
bundan (bu sıkıntıdan, gamdan) çok daha güçlü bir şekilde ve safları
daha temizlenmiş, bayrağı ve menheci daha net bir şekilde çıkacak.

Bunun üzerine: Irak ve Şam’daki İslam Devleti ilan eder:

Koalisyon, Ulusal Konsey, Genelkurmay Heyeti ve Askeri Konsey’le
birlikte riddet ve küfür taifesidir. Devlete karşı savaş ilan ettiler ve önce
onlar başladılar. Bu nedenle bu varlıklara tabi herkes, bu gruptan ve
mücahitlere karşı savaşından beri olduğunu herkese ilan etmedikçe her
mekanda bizim meşru hedefimizdir.

Bilin ki İslam Devleti askerleri:

Onlardan ve komutanlarından birinin kafasını koparana mükafaat biçtik.
Onlara karşı, kendilerini bulduğunuz her yerde savaşın. Onların onuru
yoktur. Eğer bunu yaparsanız (onlara karşı savaşırsanız) size dünyanın ve
ahiretin hayrı vardır.

Aşiret reislerini, şehirlerin, köylerin ve bölgelerin önde gelenlerini ve
tüm gruplarla birlikleri kendilerini karşılama ya da koruma konusunda
uyarıyoruz. Onlara verilen hiçbir emanı onaylamıyor ve kabul etmiyoruz.
Onları nerede bulursak hedef alacağız. Kendilerini ele geçirmemizden
önce tevbe edenler hariç!

Sizlere şunu tavsiye ediyoruz ey devletin askerleri!

Sizden kim özür dilerse onlara karşı güç yetirebildiğiniz halde özrünü
kabul edin, affedin ve bağışlayın.

Ey Müslümanlar! Ben bir davetçiyim bana güvenin:

Allah’ım yolundaki mücahitlere her mekanda yardım et. Allah’ım
yolundaki mücahitlere her mekanda yardım et. Allah’ım onları geç
olmadan en kısa zamanda yardımınla destekle, zaferinle kuvvetlendir.
Allah’ım esirlerini kurtar, yaralılarını iyileştir, ölülerini kabul et.

Allah’ım kim İslam’ın ve Müslümanların kötülüğünü isterse onu, karşı
konulmaz kudretinle yakala. Allah’ım yolundaki mücahitlere tuzak ve
komplo kuranların tuzaklarını başlarına geçir. Onları herkese rezil et.
Allah’ım yurttaşlarımızdan münafık ve hainleri sana havale ediyoruz.
Allah’ım onlardan kim mücahitlere karşı savaşırsa ve kim kasıtlı olarak
bir mücahidin ya da bir Müslüman’ın kanını helal ya da mübah kılarsa
onu dilsiz kıl, elini kopar, belini kır.

Allah’ım bizi yüzüstü bırakan ve bize destek olmayanları sana şikayet
ediyoruz. Onlara ancak Hud aleyhisselam’ın şu dediğini diyoruz:
“Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onun karar
kıldığı ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir
Kitap’tadır.’

Allah’ım salat, peygamberimiz Muhammed’e, ehline ve tüm ashabına
olsun. Son duamız, alemlerin Rabbi’ne hamdolsun.

İD HABER

Ayrıca Kontrol edin

YPG’nin ‘Deyr ez Zor’ yalanı!

İD HABER / ÖZEL YPG, yüzlerce kilometre uzaklıkta olmasına rağmen Deyr ez Zor’a girdiğini iddia …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis
Yerli Filmler