//
Ana Sayfa / İSLAMİ KONULAR - MAKALELER / Defne Bayrak’ın yeni yazısı

Defne Bayrak’ın yeni yazısı

2015 yılının Nisan ayından bu yana İslam Devleti’nde yaşayan gazeteci ve yazar Defne Bayrak’ın yeni yazısı yayınlandı.

Ürdünlü meşhur doktor Human Halil Ebu Mulal el-Belavi’nin eşi olan Bayrak’ın analizleri dikkat çekti.

Hatırlanacağı üzere, Tehriki Talibani Pakistan üyesi olan doktor Belavi, Afganistan’da Host vilayetindeki Amerikan Camp Chapman askeri üssüne 30 Aralık 2009’da bir bombalı araç saldırısı düzenleyerek 9 CIA ajanını öldürmüştü. Çeşitli gazetelerde çalışan Bayrak’ın “Usame Bin Ladin” ve “Neden Müslüman Oldular?” isimli iki kitabı yayınlanmıştı.

İŞTE O YAZI:

Bismillahirrahmanirrahim

“Siz bizim yaşadığımız izzet, onur ve gururdan mahrumsunuz!”

Akıl ve basiret sahibi sadık bir mü’mine, bu devletin, Allah’ın 7 kat semadan indirdiği hükümlerini hâkim kılması gurur olarak, bu devleti seçmesine sebep olarak yeter!

Evet bize gurur olarak, duvarlarımızda bikinili kadın afişleri ve panoları yerine koca harflerle Allah’ın “Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle” ayetinin yazılı olması yeter!..

Hilafet topraklarında yaşamanın onur ve mutluluğunu yaşarken Allah’ın izniyle kâfirler ve münafıklar istemese de, biz o günlere yetişebilsek de yetişemesek de bir gün Allah’ın izniyle elimize geçecek Müslüman toprağı Türkiye’deki insanlara seslenmeyi üzerime bir borç bilerek bu yazıyı kaleme alıyorum. Muvaffakiyet yalnızca Allah’tandır…

Uzun yıllarca bizleri “eşitlik”, “kardeşlik” gibi mefhumlarla uyuttular durdular. Peki kimlerle eşitlik ve kimlerle kardeşlik? Belki bunu sorgulama hakkımız bile yoktu. Beyinlerimizi yayımladıkları programlarla öylesine yıkıyorlardı ki bir kişi bu mefhumlara karşı çıkarsa, ona düşmanlık beslenip itiraz edilmesi vatan-millet meselesi yapılıyordu…

Bu nedenle belki çoklarımız bu eşitlik ve kardeşliği sorgulamak bir yana aksine bir zorunluluk olarak benimseyip uyuşmuş beyniyle sorgulamayı aklından bile geçirmiyordu ve geçirmiyor da…

Zaten Allah’ın yüce kitabının evlerimizdeki yeri de maruftur; dantel işlemeli bir kumaşın içinde duvara asılıdır. Biz Kur’an’ın yüceliğini ancak bu şekilde ifade ederiz. O’nu elimize alıp okumak, idrak edip emir ve yasaklarına uymak ise genelimizin derdi değildir… Hasbunallahu ve ni’mel vekil.

Oysa Allahu Teâlâ yüce kitabında eşitlik ve kardeşlik meselelerine değinmiş ve şöyle buyurmuştur:

“De ki: “Hiç görmeyen (a’ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Yine de düşünmeyecek misiniz?” (En’am Suresi, 50).

İbn Abbas (r.a.) bu ayetin tefsirinde: “Görmeyen” ile kastedilmek istenen “kafir”, “gören” (basiret sahibi) ile kastedilen ise dinini basiretle bilen” kimsedir, demiştir.

Katade de bu iki kelimeden kastın “kâfir” ve “mümin” olduğuna işaret etmiştir.

Said İbn Cübeyr, Mücahit ise “yoldan sapan” ve “hidayete varan” demiştir. Ayrıca “cahil” ve “alim”dir de denmiştir.

Ayetin sonunda geçen “Yine de düşünmeyecek misiniz” ibaresi hakkında ise Mukatil “ikisi bir değildir” demiştir.

Allahu Teala Zümer Suresi’nin 9. Ayetinde de şöyle buyurmaktadır:

“Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? (Resulüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”

Bu örnekleri çoğaltmak oldukça basittir. Ancak akıl sahibi, hakka tabi olmak isteyen kişi için tek işaret yeterlidir. İnkârcı, inatçı, kibir ve heva ehli için ise dünya dolusu delil sunsanız nafile! Bu nedenle burada örnekleri çoğaltmaya gerek duymuyorum…

Görüldüğü gibi Allah katında bilen ve bilmeyen, kâfirle mümin, yoldan sapmışla hidayet ehli kimseler bir değildir. Aksine müminler üstün, kâfirler ise zelildir.

Allahu Teâlâ Münafikun Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.” (8).

Ey Müslümanlık iddiasında bulunan!

Allah’ın indinde hal böyle iken sen nasıl olur da aldanır ve kâfirlerle dost olmayı medeniyet, üstünlük zannedersin? Nasıl olur da izzeti, şerefi Allah’ın katında hiçbir değeri olmayan kâfirlerin yanında ararsın? Demokrasi şirki sana ne yapmaktadır farkında mısın?

Demokrasi şirki Allah’ı sevdiğini iddia ettiğin seni, Allah’a küfreden soysuzla aynı mecliste, aynı çatı altında toplar. Allah’a halis kul olduğunu iddia eden seni Allah’ın ayetlerini inkâr eden, Allah’ın ayetleriyle alay eden inkârcıyla aynı çatı altında toplar. Vela ve bera mefhumunu bildiğini zannettiğin seni bakmışsın Amerika’nın köpeği yapar. Bir bakmışsın ki Müslüman kanı, senin seçtiğin zalim, zorba tağutların kararlarıyla akıtılır da sen hala o tağutların süslü sözleriyle kandırılır durulursun…

Ahmed Davutoğlu, Fransa’da Allah Resulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) hakaret içerikli karikatürler yayımlayan dergi basılıp Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) intikamı alındığında diğer tağutlar gibi Fransa’ya başsağlığı törenine, kınama yürüyüşüne katılmaya gittiğinde tepkin ne oldu? Hangi tarafı destekliyorsun? Ne zamana kadar bu halde devam edeceksin?

Allahu Teâlâ Hucurat Suresi’nin 10. Ayetinde şöyle buyurur: “Mü’minler ancak kardeştirler.”

Mümtehine Suresi’nin 1. Ayetinde ise şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir.”

Maide Suresi’nin 51. Ayetinde ise şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

Sadık bir mümin Allah düşmanlarının “İslam” kisvesi altındaki bu aldatmacalarına inanmaya devam edemez. Hiçbir bilgisi, ilmi olmasa da muhakkak ki Allah’ın kendisinde var ettiği selim fıtrat onu Allah’ın izniyle doğru yola sevkeder.

Muhatabımız elbette sadece demokrasi batağına saplanıp da Allah’a şirk koşanlara, seçtikleri meclisten çıkan kararlarla Müslümanların kanlarının akıtılmasına vesile olanlar değildir. Aksine özellikle Şam topraklarında fitne ateşini yakıp da insanları aldatan, şeriatı getirecekleri yalanlarıyla insanları uyutan, kurulan hilafet devletine karşı cahil cesaretiyle savaşanlar ve bu “sözde İslamcı” gruplara destek verenler ve bu hususta zihinlerinde hala şüphe bulunanlardır.

Herkes şunu iyi bilsin ki kaç yıldır Şam topraklarında tek çatı altında toplanmayı başaramayan, menfaatleri uyuştuğu ölçüde birbirine destek olan, çakıştığı anda birbirine giren bu grupların şeriat iddiaları koca bir yalandır.

Emin olun ki onların Allah’ın hadlerinden birini bile uygulamaya cesaretleri yoktur. Çünkü onların kalplerinde hastalık vardır. Çünkü onların kalpleri Allah korkusuyla değil mahlûk korkusuyla, kâfirin kendisine dokunması korkusuyla doludur.

Oysa Irak ve Şam topraklarında kurulup Afrika, Pakistan, Afganistan topraklarına kadar genişleyen İslam Devleti Irak’ta kurulduğu günden beri Allah’ın hadlerini gururla uygulamıştır ve uygulamaktadır. Allah’ın şeriatını uygulamakta hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamaktadır.

Bu; ele geçirdiği birçok topraktan geri çekilmek zorunda kaldığı “Irak” günlerinde bile “Irak İslam Devleti” adından taviz vermeyen, şehitlerin akan kanları üzerine kurulduğunun bilincini asla kaybetmeyen bir devlettir.

Akıl ve basiret sahibi sadık bir mü’mine bu devletin, Allah’ın 7 kat semadan indirdiği hükümlerini hâkim kılması gurur olarak, bu devleti seçmesine sebep olarak yeter!

Evet, bize gurur olarak duvarlarımızda bikinili kadın afişleri ve panoları yerine koca harflerle Allah’ın “Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle” ayetinin yazılı olması yeter!

Bize gurur olarak gönderlerimize küfür bayrağı yerine tevhid bayrağının çekilmesi, o siyah bayrağının dalgalandığını seyredebilmek yeter!

Bize gurur olarak sokakta peçeli kadınların “öcü”, “geri kafalı”, “çadır giymeleri yetmiyormuş gibi bir de sineklik takmaya başladılar” sözleri duymak yerine, sokaklarımızda peçesiz kadın görmemek yeter.

Bize gurur olarak namaz vakitlerinde tüm dükkânların kapatılıp halkın camileri doldurması yeter.

Bize gurur olarak erkeklerin sakallarını rahatça bırakabilmesi yeter…

Sığ görüşlü, şeriatı getirecekleri iddiasıyla insanları kandırıp İslam Devleti düşmanı yapmaya çalışan sahtekârlarsa kafa karıştırmak için sürekli İslam Devleti’ne iftira atarlar, İslam Devleti’nde bireylerden sadır olan hataları o hakikatinde Allah düşmanı olan dillerine dolar dururlar.

Söyleyin o zaman bize siz Uhud günü Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) emrini yerine getirmeyip yerlerini terk eden okçular hakkında ne düşünmektesiniz?

Ya da Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisinin amelinden Allah’a sığındığı Halid bin Velid hakkında ne diyorsunuz?

Size göre bunlar ve bunlar gibi Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında sahabelerden (r.anhum) sadır olan hatalar Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) kurduğu devleti geçersiz kılmalıydı. Bu devlet ortadan kalkmalıydı.

Kötü koşullarını sürekli dilinize doladığınız bu devlet size göre imkânsızlıkları nedeniyle devlet olmamalıydı. O bir “karton” devletti.

O zaman muhakkak ki Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’de kurduğu, veba hastalığıyla, fakirlik, açlık, sususlukla boğuşan, yiyecek bir şey bulamayan, Ahzap günü içleri korkuyla dolup Allah hakkında bazılarının zanlarda bulunduğu bir orduya sahip devleti muhakkak ki bu çok daha kötü koşullarıyla yok olmayı daha çok hak ediyordu.

Bunlar ancak sizin zan ve şüphelerinizdi. Oysa Allah’ın dini fakirlerin, güçsüzlerin, zayıfların, imkânsızlıklarla boğuşanların Allah’a tevekkülleri ve imanlarıyla ayakta durmuştu. O gün bu dini o kötü koşullara rağmen ayakta tutmaya kadir olan yüceler yücesi Allah, hiç şüphe yok ki bunu yapmaya her koşulda ve her anda da kadirdir.

Sözüm ona; Allah’a hamdolsun ki çok burhanlı ve insanların hakikatleri idrak edememelerine vesile olan en önemli şüphelerin ortaya atıldığı en önemli dönem geride kaldı.

Bu da “El-Kaide, Molla Ömer putu” dönemi idi.

Zira El-Kaide ve Nusret Çetesi yanlıları uzun dönem hilafet konusunda insanların beyinlerini Molla Ömer’in hilafeti yalanıyla yıkayıp kendilerini kandırmayı başardı.

Ancak batıl gitti ve hak geldi. Batıl muhakkak ki yok olmaya mahkûmdur. Allah yalancı ve iftiracıların, hilafet düşmanlarının oyunlarını ortaya çıkarmayı geciktirmedi ve halifelerinin “ölü” olduğu anlaşıldı.

Allah yolunda cihad adına insanlar nasıl olur da böylesi çirkin bir şekilde kandırılabilir? İnsanların hakka mı yoksa kör bir şekilde putlarına mı taptıkları iyice anlaşıldı. Bu batılın ortaya çıkması El-Kaidecileri hakikatinde büyük bir çıkmaza sokmaktadır. Zira düne kadar –bu toprakların dâhilinde ve haricinde şeriatın gereklerini hâkim kılıp kılmamasına bakmaksızın- ele geçirdiği topraklarda hâkimiyet sahibi olan bir liderin hilafetini tanıyan bu zümre, hem ele geçirdiği toprakların dâhilinde ve haricinde şeriatı hâkim kılan hem de toplanan şura ile de seçilen halifenin liderliğini hayli hayli kabul etmek zorundadırlar. Bunun dışındaki tüm iddiaları onların ancak ikiyüzlülüğünün, sahtekârlığının, şeriattan kaçmalarının delilidir. Zira önlerinde artık hiçbir mazeret kalmamıştır.

İslam Devleti’nin bazen toprak kazanıp bazen kaybetmesine gülen, bunu İslam Devleti’nin batıllığının delili olduğunu iddia eden zavallılar da muhakkak ki tarihten çok ders almalıdır. Zira bu, Allah’ın kanunudur. Bugün bize yarın onlara ancak sonunda şüphesiz ki hak ve hak ehli galip olacaktır.

İslam Devleti’ndeki kusurlar ya da eksiklikler onu şeriatı hâkim kılmış bir devlet olmaktan çıkarmaz. Bizlere gurur olarak Allah’ın hadlerinin uygulanması, şeriatının hâkim kılınması yeter. Sizlere de ar olarak Allah’ın hadlerini uygulamaktan, şeriatını hâkim kılmaktan korkup kaçınmanız yeter.

Ey Müslüman! Bugün önünde hakkın yanında yer alıp hakkı savunarak büyük ecir kazanma adına büyük bir fırsat var.

Allah ona rahmet etsin Ebu Musab Zerkavi “Kafileye katıl” başlıklı konuşmasında şöyle der: “İmamlarımız eskiden şöyle demişlerdir: ‘Eğer makamını bilmek istiyorsan, Hakk’ın seni ne ile görevlendirdiğine bak.’

Allah’ın kendilerini cihad, düşmanlara zarar verme ve onlara karşı teşvik etme makamında görevlendirdiklerine ne mutlu!’”

Son olarak: Ey insanları “İslam” adına kandıran TC tağutları!

Bilin ki Allah’ın izniyle sizin de tahtlarınızın sallanacağı gün gelecek. Öyle ki Allah zalimlerin yaptıklarından gafil değildir. Allah bizim velimizdir, yardımcımızdır. Sizinse veliniz yoktur!

Ey Müslüman!

Allah birçok ayette “düşünmez misiniz”, “akıl etmez misiniz” buyururken sen de aklını satanlardan olma! Aksine onu kullan ve Allah’ın sana hakkı göstermesi için çokça dua et!

(Yazı burada bitiyor.)

Ayrıca Kontrol edin

Uykuda titreme cinlerin işi mi?

Uyumaya çalışırlırken hafif kol bacak seğirmesinden dolayı “sen cinlisin” deyip, binlerce lira rukye veya tedavi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis
Yerli Filmler