//
Ana Sayfa / İSLAMİ KONULAR - MAKALELER / İbni Teymiyye’nin hayatı

İbni Teymiyye’nin hayatı

Vefatının üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen eserleri ve kişiliği konuşulmaya, tartışılmaya ve araştırılmaya devam edilen İbni Teymiyye’nin hayatı.

Nesebi ve Doğumu:

Adı Ahmed olan İbn Teymiyye’nin babasından itibaren geriye doğru atalarının adı şöyledir: Abdu’l-Halim, Abdu’s-Selâm, Abdullah, el-Hıdır, Muhammed, el-Hıdır, Ali, Abdullah, Teymiyye el-Harrânî.

“Teymiyye” lakabı ile ilgili olarak şöyle denilmiştir: Onun beşinci dedesi olan Muhammed b. el-Hıdır, Teyma yolu üzerinden hacca gitmişti. Orada küçük bir kız çocuğu görmüştü. Geri döndüğünde ise hanımının bir kız doğurmuş olduğunu da görünce, Tebûk yakınlarındaki bir belde olan Teyma’ya nisbetle ey Teymiyye; Ey Teymiyye diye seslenince, ona bu lakab verilmiş oldu.

İbnu’n-Neccar dedi ki: “Bize nakledildiğine göre dedelerinden Muhammed’i, annesi Teymiyye diye adlandırırdı. Teymiyye ise vaize bir kadın olup, daha sonra ona nisbet edildi ve onun adıyla tanınır oldu.” [1]

İbn Teymiyye 661 Rebiulevvel ayının onuna rastlayan bir pazartesi günü Şam topraklarından sayılan Harran’da dünyaya geldi. Şeyhu’l-İslam Takıyyu’d-Din lakabı ile anıldı, künyesi Ebu’l-Abbas’dır.

Şeyhu’l-İslam lakabının anlamı ile ilgili olarak çeşitli açıklamalar yapılmıştır:

Bu açıklamaların en güzeli, Müslüman olarak yaşlanmış (şeyh, ihtiyar olmuş) kişi demektir. O bu lakabı ile daha önce geçmiş benzerlerinden farklı bir özelliğe sahip ve bu hususta esenliğe kavuşacağı belirtilen müjde vaadini elde etmiş gibidir: “Her kimin Müslüman olarak bir saçı ağarırsa, bu onun için kıyamet gününde bir nur olacaktır.” [2]

Diğer bir açıklamaya göre şeyh, avamın örfünde dayanak ve destek olan kişi yani yüce Allah’tan sonra her türlü sıkıntıda başvurdukları kişi demektir.

Bir diğer açıklamaya göre o kendi yakınlarının yolundan gitmekle Şeyhu’l-İslam’dır. Yani gençlerin kötü ve cahilce davranışlarından kurtulmuş kimsedir. O farz ve nafile bütün amellerinde sünnete uygun hareket eden bir kişi demektir. [3]

Bu isimlendirme eskiden beri kullanılmıştır. Bunu İmam Şafîi, İmam Ahmed b. Hanbel ve başkaları da kullanmıştır. [4] [1] Bk. İbn Abdu’l-Hadî, el-Ukûdu’d-Durriyye, Sh: 4
[2] Sahih bir Hadis olup, Ahmed, Tirmizî ve Nesâî bunu, Amr b. Abse’den rivayet etmiştir. İbn Kesir Tefsirde (VIII, 429) Hadisin çeşitli senedlerini kaydettikten sonra: “Bunlar ceyyid ve kavî isnadlardır” demektedir. Ayrıca bk. Sahihu’l-Camî, 6183.
[3] Bu husustaki çeşitli açıklamalar için bk. er-Reddu’l-Vâfir, Sh: 50
[4] Bk. er-Reddu’l-Vafir, s. 55. Dipnot.

Ailesi:

Ailesi olan Teymiyye hanedanı Harran’da köklü bir ailedir. İlim ve dine bağlılığı ile ün salmıştır.

Dedesi Ebu’l-Berekât Mecdu’d-Din Hanbelî ileri gelen ilim adamlarının büyüklerindendir. eş-Şevkanî’nin “Neylu’l-Evtar” adı ile şerh ettiği “el-Munteka min Ahbari’l-Mustafa” adlı eser onun te’liflerinden birisidir.

Babası Şihabu’d-Din Abdu’l-Halim Ebu’l-Mehasin babasından sonra meşihat makamını üstlenmiş ve Ebu’l-Abbas ile Ebu Muhammed adındaki oğullarına ilim öğretmiştir.

Kardeşi Ebu Muhammed Şerefu’d-Din, Hanbelî mezhebinde oldukça ileri derecede fıkhî bir seviyeye ulaşmıştı.

Hocaları:

Öğrencisi İbn Abdu’l-Hadî şöyle demektedir: “Kendilerinden ilim dinleyip, bellediği hocaları iki yüzden daha fazladır.” [1]

Bunların en ünlülerinden:

1- Şemsu’d-Din Ebu Muhammed Abdu’r-Rahman b. Kudâme el-Makdisî. 682 H. yılında vefat etmiştir.

2- Eminu’d-Din Ebu’l-Yemen Abdu’s-Samed b. Asâkir ed-Dımeşkî eş-Şafîi. 686 H. yılında vefat etmiştir.

3- Şemsu’d-Din Ebu Abdillah Muhammed b. Abdi’l-Kavi b. Bedran el-Merdavî. 703 H. yılında vefat etmiştir.

[1] el-Ukudu’d-Durriyye, Sh: 4

Öğrencileri:

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye köklü bir ekolün temsilcisidir. Onun hayatta olduğu dönemde pek çok ilim adamı bu ekolün öğrenciliğini yapmış, günümüze kadar onun pek çok eseri vasıtası ile de hala bu ekole mensub olup, öğrenciliğini yapanların varlığı sürmektedir.

İbn Teymiyye’ye öğrencilik yapanların meşhurlarından bazıları:

1- Şemsu’d-Din b. Abdi’l-Hâdî. 744 H. yılında vefat etmiştir.

2- Şemsu’d-Din ez-Zehebî. 748 H. yılında vefat etmiştir.

3- Şemsu’d-Din İbnu’l-Kayyim. 751 H. yılında vefat etmitir.

4- Şemsu’d-Din İbn Müflih, el-Fûru’ ve el-Âdâbu’ş-Şer’iyye adlı eserlerin müellifi. 763 H. yılında vefat etmiştir.

5- Ünlü tefsirin müellifi İmâdu’d-Din İbn Kesir. 774 H. yılında vefat etmiştir.

Mezhebi:

Hanbeli mezhebine mensub bir kişi olarak yetişti. Daha sonra hakkında ez-Zehebî’nin sözünü ettiği şu noktaya ulaştı:

“Şu ana kadar pek çok yıldan bu yana muayyen bir mezhebe bağlı olmaksızın, aksine delile dayalı olan görüşe göre fetva vermektedir. Katıksız Sünnetin ve selef yolunun zaferi için çalışmıştır. Bu yolun lehine birçok delil, önerme ve daha önce başkasının göstermediği hususları delil olarak kendisi ortaya koymuş, öncekilerin ve sonrakilerin kullanmaktan çekindikleri ifade ve sözleri kendisi cesaretle dile getirmiştir.” [1]

Akîdesi:

Akidesinin ne olduğu hakkında bizzat kendisinin yazmış olduğu şu kaside ile bize şöylece cevab vermektedir:

“Ey mezhebimi ve akidemi soran kişi! Doğru yolu bulmak için soru sorana, doğru yolda gitmek ihsan edilsin.

Sözünü tahkik ederek söyleyen, bundan yan çizmeyen ve değiştirmeyenin sözüne kulak ver.

Bütün ashabı sevmek benim yolumdur, bu sevgiyle onlara yakın olmayı, Allah’a yakın olmaya bir vesile (yol) sayarım.
Her birisinin pek açık-seçik kadri ve fazileti vardır, fakat aralarından es-Sıddîk daha da faziletlidir.

Kur’an hakkında âyetlerinde geçenleri söylerim, o kadimdir, Allah tarafından indirilmiştir.

İlahi sıfata dair bütün âyetleri ilk tarzda nakledildiği şekilde hak olarak kabul ederim.

Bunun mesuliyetini de bu nakli yapanlara havale ederim ve bu hususta her türlü tahayyüle karşı onu korurum.

Kur’ân’ı bir kenara itip de söylediği söze: el-Ahtal dedi ki… diye delil getiren ne çirkin iş yapmış olur!

Mü’minler Rablerini hak olarak göreceklerdir. Ve keyfiyetsiz olarak (Hadiste belirtildiği üzere) sema’ya iner.

Mizanı ve kendisinden içip, susuzluğumu gidereceğimi ümit ettiğim Havz’ı ikrar ve kabul ederim.

Aynı şekilde cehennemin üstünde uzatılacak sıratı da. Muvahhid olanları kurtulacak, diğerleri ise terk edileceklerdir.

Cehennem ateşine bedbaht olan bir kimse ilahi hikmet gereği girecektir, takva sahibi olan kişi de aynı şekilde cennete girecektir.

Canlı ve aklı başında herkesin kabrinde ameli kendisiyle birlikte olacak ve ona kabirde soru sorulacaktır.

İşte Şafîi’nin de, Malik’in de, Ebu Hanife’nin de sonra da Ahmed’in de nakledilegelen akidesi budur.

Eğer onların izledikleri yola uyarsan, ilahi tevfik’e mazhar olursun. Eğer bid’at bir yol ortaya koyarsan, kimse senin bu yolunu dayanak kabul etmez.” [2] [1] Bk. er-Reddu’l-Vâfir, Sh: 7
[2] Bk. Cilâu’l-Ayneyn fi Muhakemeti’l-Ahmedeyn, Sh: 58

Eserleri:

Eserleri hakkında İmam ez-Zehebî şunları söylemektedir:

“Şeyhu’l-İslam Takıyyu’d-Din Ebu’l-Abbas Ahmed b. Teymiyye -Radıyallahu anh-’ın te’lif ettiği eserleri topladım, bunların bin esere vardıklarını tesbit ettim. Daha sonra da onun başka eserlerini de gördüm.” [1]

Onun değerli öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye de “Esmâu Müellefâti İbn Teymiyye” adını verdiği ve Salahu’d-Din el-Müneccid’in tahkiki ile Beyrut Daru’l-Kutubi’l-Cerdîe’de basılmış, te’lif ettiği eserlere ait bir eser de yazmıştır.
Güzel bir tasnif, güzel bir ibare, düzenleme, taksim ve açıklama noktasında oldukça yetkin idi. Bu hususa onun hasmı İbnu’z-Zemelkanî bile tanıklık etmiştir. [2]

İbn Teymiyye, İbranice’yi, Latince’yi konuşur [3] idi. Bunu şu sözlerinden anlamaktayız: “İbranice lafızlar bir dereceye kadar Arapça lafızlara yakınlaşmaktadır. Nitekim isimler büyük iştikak noktasında birbirine oldukça yaklaşmaktadır. Ben kitab ehli arasında Müslüman olmuş birtakım kimselerden Tevrat’ın İbranice lafızlarını dinledim. Her iki dilin birbirine oldukça yakın olduklarını gördüm. Öyle ki sonunda sırf Arapça bilgime dayanarak onların İbranice konuşmalarının birçoğunu anlar oldum. [4] [1] Bk. er-Reddu’l-Vâfir, Sh: 72
[2] Aynı eser, Sh: 105
[3] Evraku’n-Mecmuatun min Hayati Şeyhi’l-İslam, Sh: 66
[4] Nakdu’l-Mantık, Sh: 93

Ahlâkî Nitelikleri ve Yaratılışı:

Ahlâkî niteliklerinden birisi de cömert bir şahsiyet oluşu idi. Bu onun fıtri bir özelliği idi. Cömertlik için kendisini ayrıca zorlamazdı. Yiğitti, dünyaya karşı zâhid idi. Hiçbir şekilde dünyaya bağlı değildi. Haramlara düşmek korkusuyla pek çok mubahı terk ederdi.

Yaratılışı itibariyle taşıdığı niteliklere gelince beyaz tenli, saç ve sakalları siyah, ağarmış saçları azdı. Saçları kulaklarının yumuşaklarına kadar ulaşırdı, gözleri adeta konuşan iki dil gibi idi. Orta boylu, omuzları geniş, yüksek sesli, fasih süratle okuyan bir kişi idi. Sertleştiği olurdu ama hilm özelliği ile o sertliğini bastırabiliyordu. [1] [1] Bk. İbn Hacer, ed-Dureru’l-Kâmile, I, 151 ez-Zehebî’den Naklen.

Cihadı:

Allah ona rahmet etsin hem diliyle, hem kalemi ile hem de eliyle cihad etmiş, tatarlara karşı savaşmış, Müslümanları onlara karşı harekete getirmeye çalışmıştır. 702 H. yılında Şekhab vakasında ön saflarda çarpışmış, Merc es-Suffer günü diye bilinen çarpışmada onlara karşı sebat göstererek, yerinden ayrılmamıştı. Tatarların hükümdarı Kazan’ın huzuruna girip, onunla, cesareti dolayısıyla hazır bulunanları dehşete düşürecek şekilde konuşmuştur. Aynı şekilde Müslüman toprakları Tatarlara teslim etmek noktasına gelen Mısır Sultanını da tehdit etmiştir.

İlim Adamlarının Onun Hakkındaki Sözleri: [1]

Arkadaş ve öğrencilerinden çok, onun düşmanları ve onun seviyesinde olan ilim adamları Şeyhu’l-İslam’dan övgüyle söz etmişlerdir. Hatta İbn Nâsıru’d-Din ed-Dımeşkî ondan övgüyle söz eden çağdaşlarından seksen ilim adamından daha fazlasını saymış ve bu hususa dair ünlü kitabı “er-Reddu’l-Vâfir” adlı eserini yazmıştır. Bu eserde 841 yılında vefat eden ve İbn Teymiyye hakkında “Şeyhu’l-İslam” diyen bir kimsenin kâfir olacağını iddia eden el-Alâ el-Buharî diye ün salmış, Muhammed b. Muhammed el-Acemî’nin görüşlerini red etmektedir.

İşte ben sözü geçen bu eserden gerek İbn Teymiyye’nin çağdaşı, gerek müellif İbn Nasiru’d-Din’in çağdaşı olan en ünlü ilim adamlarının birtakım sözlerini seçtim. Bizzat ona öğrencilik etmiş bulunan İbnu’l-Kayyim, İbn Kesir ve İbn Abdi’l-Hadî gibi öğrencilerinin ona dair övgü dolu sözlerini ayrıca kaydetmedim. Çünkü bunlar pek çok ve bilinen şeylerdir.

Ondan hayırla söz edip, onu öven ve Müslümanlar arasındaki konumunu açıklığa çıkartanların bazıları:

1- “Uyûnu’l-Eser fi’l-Meğâzîl ve’ş-Şemaili ve’s-Siyer” adlı eserin müellifi olan İbn Seyyidi’n-Nas (v. 734 H.) hakkında şunları söylemektedir:

“Ben onu bütün ilimlerde pay sahibi gördüm. Nerdeyse Sünnete dair bütün rivayetleri ezberlemişti. Tefsire dair söz söyledi mi bu işin sancağını yüklenmiş olduğu görülürdü. Fıkha dair fetva verdi mi en ileri noktaya ulaşmış olduğu, Hadise dair konuştu mu Hadis ilim ve rivayetinde oldukça ehil olduğu, mezheb ve fırkalar hakkında konuştu mu bu hususta ondan daha etraflı bilgi sahibi kimsenin görülemediği, onun ilerisinde bu hususların kimse tarafından idrâk edilemediği anlaşılırdı. Kısacası bütün ilim dallarında akranlarından ileri idi. Onu gören hiçbir göz onun benzerini görmemiştir. Hatta kendisi bile kendisi gibisini görmüş değildir.”

2- “Siyer-u A’lami’n-Nubelâ”nın müellifi Şemsu’d-Din ez-Zehebî (v. 748) dedi ki:

“Benim gibi bir kimsenin onun niteliklerine dair söz söylemesinden çok daha büyüktür. Eğer Kâbe’de Hacer-i Esved’in bulunduğu rükün ile Makam-ı İbrahim arasında bana yemin ettirilecek olsa, hiç şüphesiz benim gözüm onun gibisini görmemiştir, diye yemin ederim. Allah’a yemin ederim bizzat kendisi bile ilim bakımından kendi benzerini görmüş değildir.”

İmam Zehebi, bir başka yerde de şunları söylemektedir:

“Henüz buluğa ermeden Kur’an ve Fıkh’ı okudu, tartıştı, delilleriyle, görüşlerini ortaya koydu. Yirmi yaşlarında iken ilim ve tefsirde oldukça ileri dereceye ulaştı, fetva verdi ve ders okuttu. Pek çok eserler yazdı, daha hocaları hayatta iken büyük ilim adamları arasında sayılır oldu. Develere yük teşkil edecek kadar pek büyük eserler yazdı. Bu sırada onun yazdığı eserler belki dört bin defter, belki de daha fazla tutar. Cuma günlerinde seneler boyunca herhangi bir kitaba başvurmaya gerek görmeksizin yüce Allah’ın kitabını tefsir etti. Fışkıran bir zeka idi, pek çok Hadis dinlemiştir. Kendilerinden ilim bellediği hocalarının sayısı iki yüzü aşkındır. Tefsire dair bilgisi en ileri noktadadır. Hadis, Hadis ravileri (Ricâli), Hadisin sahih olup olmamasına dair bilgisine hiçbir kimse ulaşamaz. Fıkhı, nakli -dört mezheb imamının da ötesinde- ashab ve tabîin’in görüşleri eşsizdi. Mezheb ve fırkalara dair, usul ve kelâma dair bilgisine gelince, bu hususta onun seviyesinde bir kimse bilmiyorum. Dile dair geniş bir bilgisi vardı, Arapçası oldukça güçlü idi. Tarih ve siyere dair bilgisi şaşırtıcı idi. Kahramanlık, cihad ve atılganlığı ise nitelendirilemeyecek kadar, anlatılamayacak kadar ileri idi. Örnek gösterilecek derecede çok cömert idi. Yemekte ve içmekte az ile yetinir, zühd ve kanaat sahibi bir kimse idi.”

3- “Tabakatu’ş Şafîiyye el-Kübrâ” adlı eserin müellifi Tacu’d-Din’in babası Takıyyu’d-Din es-Subkî -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şunları söylemektedir:

“Aklî ve şer’î ilimlerdeki geniş bilgisi, üstün kadri ve kaynayıp coşan denizi andıran hali ile ileri zekası, içtihadı ile bütün bu alanlarda anlatılamayacak kadar ileri dereceye ulaşmıştı…” dedikten sonra şunları söylemektedir: “Bana göre o bütün bunlardan daha büyük, daha üstündür. Bununla birlikte yüce Allah ona zühd, vera, dindarlık, hakka yardımcı olmak, hakkı yerine getirmek gibi özellikleri vermişti; bütün bunları da yalnızca Allah için yapardı. Bu hususta selef-i salihin izlediği yolu izlerdi. Bu konuda çok büyük bir pay sahibi idi. Bu dönemde hatta uzun dönemlerden beri onun benzeri görülmüş değildir.”

4- Muhammed b. Abdi’l-Berr eş-Şafîi es-Sübkî (v. 777)’de şunları söylemektedir:

“İbni Teymiyye’ye cahil bir kimse ile yanlış kanaat ve görüşlere sahib bir kimseden başkası buğzetmez. Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlış kanaat sahibi kimseyi ise sahib olduğu yanlış kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar.”

5- Hasımlarından birisi olan Kemalu’d-Din b. ez-Zemelkanî eş-Şafîi (v. 727) Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye hakkında şunları söylemektedir:

“Herhangi bir ilim dalına dair kendisine soru sorulacak olursa, onu gören ve onu dinleyen bir kimse, onun bu ilim dalından başka bir şey bilmediğini zanneder ve bu seviyede kimsenin o ilmi bilmediğine hükmederdi. Diğer mezheblere mensub fukaha onunla birlikte oturduklarında kendi mezhebleri ile ilgili olarak daha önceden bilmedikleri şeyleri ondan öğrenirlerdi. Herhangi bir kimse ile tartışıp da hasmı tarafından susturulduğu bilinmemektedir. İster şer’î ilimler olsun, ister başkaları olsun herhangi bir ilim hakkında söz söyledi mi mutlaka o ilim dalının uzmanlarından ve o ilmi bilmekle tanınanlardan üstün olduğu ortaya çıkardı. Beş yüz yıldan bu yana ondan daha ileri derecede hadis hıfzetmiş kimse görülmüş değildir.”

6- Mâlikî ve (sonraları) Şafîi mezhebine mensub İbn Dakîk el-Iyd (v. 702 h.) onun hakkında şöyle demektedir:

“İbn Teymiyye ile bir araya geldiğimde bütün ilimlerin onun gözü önünde bulunduğunu, bu ilimlerden istediğini alıp, istediğini bırakan bir kişi olduğunu gördüm.”

7- Aslen İşbilyeli, Dımaşk’lı (v. 738 H.) el-Birzâlî Ebu Muhammed el-Kasım b. Muhammed, İbn Teymiyye hakkında şunları söylemektedir:

“Hiçbir hususta arkasından yetişilemeyecek bir imamdı. İçtihad mertebesine ulaşmış ve müçtehidlerin şartları kendisinde toplanmıştı. Tefsirden söz etti mi aşırı derecedeki ezberleri dolayısıyla, güzel sunması ile her bir görüşe tercih zayıflık ve çürütmek gibi layık olduğu hükmü vermesiyle ve her bir ilme dalabildiğine dalması ile insanları hayrete düşürürdü. Huzurunda bulunanlar onun bu haline şaşırırlardı. Bununla birlikte o zühd, ibadet, yüce Allah’a yönelmek, dünya esbabından uzak kalıp, insanları yüce Allah’a davet etmeye de kendisini büsbütün vermiş bir kimse idi.”

8- Şafîi mezhebine mensub Dımaşk’lı ve Tehzibu’l-Kemâl adlı eserin sahibi Ebu Haccac el-Mizzî de (v. 742 h.) Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye hakkında şunları söylemektedir:

“Onun benzerini görmedim, kendisi de kendi benzerini görmüş değildir. Allah’ın Kitabı ve Rasûlünün Sünneti hakkında ondan daha bilgilisini, her ikisine ondan daha çok tabi olanı görmüş değilim.” Bir seferinde de şöyle demiştir: “Dört yüz yıldan bu yana onun benzeri görülmemiştir.”

9- Fethu’l-Barî adlı eserin müellifi İbn Hacer el-Askalânî (v. 852 H.) onun hakkında şunları söylemektedir:

“En hayret edilecek hususlardan birisi de şudur: Bu adam Rafızî, Hulûlcüler, İttihatçılar gibi bid’at ehline karşı bütün insanlar arasında en ileri derecede duran bir kimse idi. Bu husustaki eserleri pek çok ve ünlüdür. Onlara dair verdiği fetvaların sınırı yoktur.”

Yine onun hakkında şunları söylemektedir:

“Şeyhu’l-İslam Takıyyu’d-Din’in, kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği ve her bir yana dağılmış eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dışında eğer, hiçbir eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye’nin ne kadar yüksek bir konuma sahib olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı. Durum böyle iken bir de gerek akli, gerek nakli ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları şöyle dursun, çağdaşı olan Şafîi ve diğer mezheblere mensup en ilerideki önder ilim adamları akli ve nakli ilimlerde oldukça ileri ve benzersiz olduğuna da tanıklık etmişlerdir.”

10- “Umdetu’l-Karî Şerhu Sahihi’l-Buharî adlı eserin müellifi Halefî Bedru’d-Din el-Aynî (v. 855 h.) Şeyhu’l-İslam hakkında şunları söylemektedir:

“O, faziletli, maharetli, takvâlı, tertemiz, vera’ sahibi, Hadis ve Tefsir ilimlerinin süvarisi, Fıkıh ve Hadis Usulü ve Fıkıh Usulü ilimlerinde gerek anlatımı ve gerek yazımı itibariyle ileri derecede idi. Bid’atçilere karşı çekilmiş yalın kılıçtı. Dinin emirlerini uygulayan büyük ilim adamı, maruf’u çokça emreden, münker’den çokça alıkoyandı. Son derece gayretli, kahraman ve korku ve dehşete düşüren yerlerde atılgan, çokça zikreden, oruç tutan, namaz kılan, ibadet eden bir kimse idi. Geçiminde kanaatkarlığı seçmiş, fazlasını istemeyen bir kimse idi. Oldukça güzel ve üstün şekilde sözlerine bağlı kalır, çok güzel ve değerli işleriyle vaktini değerlendirirdi. Bununla birlikte aşağılık dünyalıktan da uzak kalırdı. Meşhur, kabul görmüş ve tenkid edilebilecek bir kusuru bulunmayan, nihaî sözü kestirip atan fetvaları vardır.”

Onun şan ve şerefine dil uzatan kimselere karşı savunarak ve bu gibi kimseleri yeren bir üslubla da şunları söylemektedir:

“Ona dil uzatan kimse ancak gülleri koklamakla birlikte hemen ölen pislik böceği gibidir. Gözünün zayıflığı dolayısıyla ışık parıltısından rahatsız olan yarasaya benzer. Ona dil uzatanların tenkid edebilme özellikleri de yoktur, ışık saçıcı, dikkate değer düşünceleri de yoktur. Bunlar önemsiz şahsiyetlerdir. Bunlar arasından onu tekfir edenlerin ise ilim adamı olarak kimlikleri belirsizdir, adları, sanları yoktur.

En yaygın bilinen hususlardan birisi de şeyh, imam, büyük ilim adamı Takıyu’d-Din İbn Teymiyye’nin en faziletli ve üstün şahsiyetlerden, eşsiz ve pek kapsamlı belge ve delillerden birisi olduğudur. Onun sahib olduğu edep ve terbiye, ruhları besleyen bir ziyafeti andırırdı. Onun seçkin sözleri adeta duyguları harekete getiren hoş bir içkiyi andırırdı. Oldukça ileri derecede düşünürlerin olgun meyveleri gibi idi. Onun bu alandaki tabiatı çiğlikten ve çirkinlikten son derece uzaktı. Üzerleri örtülü pek çok hususun örtüsünü açan kişi idi ve böylelikle kapalılıkları gideren zındıkların, inkârcıların dine dil uzatmalarına karşı dinin savunucusu, Peygamberlerin Efendisinden gelen rivayetleri ilmi tenkide tabi tutan ashab ve tabîinden gelen rivayetleri de tenkid süzgeçinden geçiren bir şahsiyet idi.”

[1] Burada bu değerli imamın hakkını verebilmek ve garezkârların şüphelerini reddetmek için sözü biraz uzatmış oldum. (Halil Herrâs)

Ona Yapılan İftiralar:

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’ye çağdaşı, mutasavvıf, kelamcı ve bid’atçi düşmanlarından çokça iftiralarda bulunulduğu gibi, çağından sonra günümüze kadar da (bu durum) devam etmiştir. Ancak bu iftiralar arasında en şaşırtıcı olup hasım bid’atçilerin dayanak kabul ettikleri iftira ise gezgin İbn Batuta’nın, “Rihletu İbn Batuta (İbn Batuta Seyehatnamesi)” diye tanınıp meşhur olmuş “Tuhfetu’l-Enzar…” adını taşıyan eserinde -Allah’tan layıkı ile muamele görmesini dileriz- söylediği şu sözlerdir:

“726 yılı muazzam Ramazan ayı 9’una tesadüf eden Perşembe günü Şam’ın Dımaşk şehrine vardım… Dımaşk’ta Hanbeli fukahasının büyüklerinden Şam’ın büyüğü ve çeşitli ilim dalları hakkında söz söyleyen Takıyyu’d-Din İbn Teymiyye vardı. Ancak aklı pek yerinde değildi. Dımaşk’lılar onu çokça ta’zim eder, o da minbere çıkıp, onlara vaazlar verirdi…” diye sözlerini sürdürür ve daha sonra şunları söyler:

“Caminin minberinde insanlara vaaz ederken cuma gününde huzurunda bulundum. Onlara öğüt veriyordu, söylediği sözler arasında şu da vardı: Allah dünya semasına benim şu inişim gibi iner, dedi ve minberin basamaklarından bir basamak indi. İbnu’z-Zehra diye bilinen Malikî mezhebine mensup bir fakih ona karşı çıktı ve onun söylediği bu sözü reddetti. Fakat herkes bu fakihe karşı çıktı, elleriyle, ayakkabılarıyla onu alabildiğine vurdular ve nihayet sarığı da düştü…” Ve daha başka yalan ve iftiraları bunların akabinde sıralamaya devam etmektedir. [1]

İbn Batuta’nın sözleri bunlar, iftirası bu.

Bundan dolayı Şeyh Ahmed b. İbrahim b. İsa “el-Kasidetu’l-Nüniyye” [2] ye yazdığı şerhinde şu sözleri söylemektedir:

“Böyle bir yalandan Allah’a sığınırız. Bu yalanı söyleyen Allah’tan korkmaz, bu iftirada bulunan utanmaz mı? Nitekim Hadis-i Şerif’te: “Eğer utanmazsan dilediğini yapabilirsin” [3] diye buyrulmuştur.
Bu yalan o kadar açıktır ki ayrıca bunu uzun boylu reddetmeye gerek yoktur. Bu iftiracı ve yalancıya karşı Allah yeter. Çünkü bu şahıs Dımaşk’a 726 yılı 9 Ramazan tarihinde girdiğini söylemekte. Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye ise o sırada el-Kal’a’da hapsedilmiş bulunmakta idi. Nitekim onun öğrencisi Hafız Muhammed b. Ahmed b. Abdu’l-Hadi “Tabakatu’l-Hanâbile” adlı eserinde ile Hafız Ebu’l-Ferac Abdu’r-Rahman b. Ahmed b. Receb’in belirttikleri gibi güvenilir ilim adamları bunu böylece zikretmişlerdir.

Hafız Ebu’l-Ferac sözü geçen “Tabakat”ında İbn Teymiyye’nin biyografisini yazarken şunları söylemektedir:

“Şeyh (İbn Teymiyye) 726 yılı, Şa’ban ayından, Zü’lkade’nin 28. gününe kadar el-Kal’a’da (hapis) kaldı.” [4]

İbn Abdi’l-Hadî ayrıca onun oraya altı Şa’ban’da girdiğini de ekler. [5]

Şimdi bu iftiraya bir bakalım. Bu şahıs onun huzurunda bulunduğundan ve bu sırada minberde insanlara vaz-u nasihatte bulunduğundan söz etmektedir. Bunun gerçekle ilgisini bir bilebilseydik! Acaba caminin minberi Dımaşk Kal’asının içlerine mi intikal etti? Halbuki İbn Teymiyye belirtilen tarihte sözü edilen kaleye girdiğinde ancak naşı üzerinde dışarı çıkmıştı. Hafız İmadu’d-Din İbn Kesir “Tarihinde [6] bunu böylece kaydetmektedir. Böylelikle bu hususta yapılacak açıklamalar nihaî maksadına ulaşmış bulunuyor.

İbn Batuta’nın çokça yalan söylediğinin delillerinden birisi de onun bu seyahatnamesinde naklettiği çok acaib hikâyeleridir. O kadar ki İbn Haldun bu seyahatnameden bir miktar nakillerde bulunduktan sonra şunları söylemektedir:

“…Onun anlattığı şeylerin çoğunluğu Hint ülkesinin hükümdarı ile ilgili olup onu dinleyenlerin çokça garib karşılayacağı halleri ile ilgili anlattıklarıdır… Nihayet o bu kabilden hikayeler anlattı, bu sefer insanlar kendi aralarında onun yalancı olduğunu söylemeye koyuldular. O günlerde Sultan Faris b. Vardar’ın veziri ile karşılaştım. Bu hususta onunla konuştum ve ben bu adamın insanlar tarafından yaygın bir şekilde yalanlanmış olması dolayısıyla vermiş olduğu haberleri kabul etmediğini gördüm.” [7]

O halde İbn Haldun rivayet ettiği haberlerin çokça garib oluşları sebebiyle İbn Batuta’nın doğruluğunda şüphe etmektedir. İbn Teymiyye’ye dair naklettiği rivayetten daha garibi de yoktur.

Diğer taraftan İbn Batuta’nın Hindistan’ı ziyareti esnasında naklettiği garib hadiselerden birisi de şu sözleriyle anlattıklarıdır:

“Nihayet Beşay dağına vardık, orada salih Şeyh Ata Evliya’nın zaviyesi de vardır. “Ata” türkçede baba demektir, “evliya”da Arapça bir kelimedir. Anlamı evliyaların babası demek olur. Aynı şekilde ona “si sad sale” de denilir. Farsça’da “si sad” üç yüz “sale” de yıl anlamındadır. Onların belirttiklerine göre o üç yüz elli yaşında imiş. Onlar bu kişi hakkında güzel inançlara sahibtirler…”

Daha sonra şunları söyleyinceye kadar sözlerini sürdürür:

“Yanına girdik, ona selam verdim, boynuma sarıldı. Cismi nemli idi, ondan daha yumuşak bir cisim görmedim. Onu gören kişi ise elli yaşında olduğunu zanneder. Bana naklettiğine göre her bir yüz yaşında saçları ve dişleri (yeniden) çıkar…” [8]

Bu seyahatnamede ne kadar uydurma, yalan ve iftira bulunduğunu ancak Allah bilir.

Allah, İbn Teymiyye’ye geniş geniş rahmetini ihsan etsin, zalimlerin tuzakları ise mutlaka boşa çıkar.

[1] Bkz. er-Rıhle, I, 102, 109, 110, Tahkik: Dr. Ali el-Muntasır el-Kettanî, Müessesetu’r-Risale Baskısı.
[2] Bk. Şerhu’l-Kasidetü’n-Nüniyye, I, 497.
[3] Sahihtir. Buharî, Edeb Babu iza lem testehi… da rivayet etmiştir. Fethu’l-Barî, X, 523. Hadisin baştarafları da şöyledir: “Nubuvvet kelâmından insanlara erişenlerden birisi de şudur…”
[4] Bk. ez-Zeyl alâ Tabakati’l-Hanâbile, II, 405.
[5] Bk. İbn Abdi’l-Hadî, el-Ukudu’d-Dürriyye, Sh: 218.
[6] Bk. el-Bidaye, XIV, 123.

İbn Kesir’in el-Birzalî’den naklen zikrettiğine göre İbn Teymiyye’nin İkindi sonrası 16 Şaban Pazartesi günü girdiği şeklindedir. Durum ne olursa olsun, bu Mağrib’li yalancının Şam’a girişinden önce onun hapse girdiği muhakkaktır. O ise 9 Ramazan’da Şam’a girmiştir. el-Birzalî ile İbn Kesir’in ondan naklen zikrettiğine göre İbn Teymiyye’nin Kal’a hapsine girişi ile İbn Batuta’nın Dımaşk’a girişi arasında yirmi üç gün, İbn Abdu’l-Hadî’nin zikrettiğine göre ise ikisinin girişi arasında otuz üç günlük bir fark vardır.

[7] İbn Haldun, Mukaddime, II, 565, Tahkik: Ali Abdu’l-Vahid Vafî
[8] Rihle, I, 466.

Mihneti ve Vefatı:

İbn Teymiyye’nin hasımları onun birçok mihnet (sıkıntı, eziyet)lere düşmesine sebeb teşkil etmişlerdir ki; bunlar fetvalarına ve görüşlerine muhalefet etmesi kendilerine çokça ağır gelen fukaha, mutasavvıf ve kelamcılar arasındandır.

Defalarca hapse atıldı. Bunlardan birisi de 26 Ramazan Cuma gününe tesadüf eden 705 H. yılındadır. Bayram gecesi el-Cub’de bir başka yere nakledildi ve tam bir yıl orada mahpus kaldı. Daha sonra 23 Rebiulevvel 707 hicri yılında hapisten çıktı.

Arkasından bir başka sefer sufilerden birisinin davası dolayısıyla bir daha hapse atıldı ve Ramazan bayramı günü 709 yılında çıktı. 726 yılında bir defa daha mihnete uğradı, fetva vermesi yasaklandı ve tutuklandı. Bu da 10 Şaban Cuma gününe tesadüf ediyordu. İki yıl ve birkaç ay hapiste kaldı. Pazartesi gecesi de 20 Zülkade 728 yılında vefat etti. Cenazesine gelenlerin haddi hesabı yoktu.

İmam Ahmed’in şu sözlerine canlı bir örnekti.
“Bid’at ehline deyiniz ki: Bizim ve sizin aranızda fark cenazelerde bulunmalar olsun.”

İşte bu şekilde davet, cihad, ders vermek, fetva, te’lif, tartışma, selef’in metodunu savunmakla dopdolu bir hayattan sonra vefat etti. Ne evlendi, ne cariye edindi, ne de geriye mal mülk bıraktı.

Yüce Allah ona bol bol rahmetini ihsan etsin, cennetin geniş yerleri makamı olsun. Bize, İslam’a ve Müslümanlara yaptığı hizmetlerin karşılığında Allah onu en hayırlı şekilde mükâfatlandırsın. Âmin.

Biyografi[1]sinin Bulunabileceği Yerler: [2]

1- Genel Kaynaklar:

1- İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye (XIV, 4, 7-23, 36-39, 44, 48, 53-55, 67, 97, 123, 135-140, 143)

2- İbn Hacer, ed-Duraru’l-Kâmine, I, 144

3- eş-Şevkanî, el-Bedru’t-Talî’, I, 63

4- ez-Zehebî, Tezkiratu’l-Huffâz, IV, 1496

5- İbn Receb, ez-Zeylu alâ Tabakati’l-Hanabile, II, 387

6- Tabakatu’l-Müfessirîn, I, 45.

7- Suyutî, Tabakatu’l-Huffâz, 520

8- el-Kütübî, Fevâtu’l-Vefeyât, I, 74

9- es-Seh’avî, el-I’lânu bi’t-Tevbih limen Zemme’t-Tarih, Tahkik Rovental, Kontrol Salih el-Ali, s. 111, 136, 137, 294, 307, 352.

10- Sıddiyk Hasen Han, et-Tacu’l-Mükellel, s. 420, 431.

2- Özel Kitablar:

Eskiden de, günümüzde de onun için özel biyografiler de yazılmıştır.

Bunların en önemlileri:

1- İbn Nasıru’d-Din ed-Dımaşkî, er-Reddu’l-Vâfir.

2- İbn Abdi’l-Hadî, el-Ukud’u-l Durriyye fi Menakibi İbn Teymiyye.

3- Mer’î el-Keramî, el-Kevakihlu’d-Durriyye fi Menakibi İbn Teymiyye.

4- Mer’î el-Keramî, eş-Şehâdetu’z – Zekiyye fi Senai’l-Eimmeti ale’bni Teymiyye.

5- el-İstanbulî, İbn Teymiyye Batalu’l-İslahi’d-Dinî.

6- Selim el-Hilalî, İbn Teymiyye el-Müfterâ aleyh.

7- Muhammed Ebu Zehra, İbn Teymiyye Hayatuhu ve Asruhu.

8- Ebu’l-Hasen en-Nedvî, Ricalu’l-Fikr adlı dizinin İbn Teymiyye’nin biyografisine ait bölümü.

9- Abdu’r-Rahman Abdu’l-Halik, Lemahatun min Hayati İbn Teymiyye.

10- el-Fevezan, Min Alami’l-Müceddidin: Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye.

11- eş-Şeybanî, Evraku’n-Mecmuatun min Hayati Şeyhi’l-İslam İbn Teymiyye.

[1] Şeyhu’l İslam İbn Teymiyye’nin Özgeçmişi
[2] Burada zikrettiklerimiz, biyografisinin bulunduğu en önemli yerlerdir.

Ayrıca Kontrol edin

Uykuda titreme cinlerin işi mi?

Uyumaya çalışırlırken hafif kol bacak seğirmesinden dolayı “sen cinlisin” deyip, binlerce lira rukye veya tedavi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis
Yerli Filmler